Bugun...

Kendi kendime mektuplar...

 Tarih: 23-02-2018 17:29:00
Mehmet KÜÇÜK

Aslında hiç mektup yazmak istemiyordum. İçim sıkıntılı. Ruhum bunlu. Başım darmadağınık. Namazlarımı doğru kılamıyorum. Sürekli hata yapıyor karıştırıyorum. Her namazımın sonunda neredeyse bir sefi secde etmeden bitirmiyorum. Yazmak istemiyorum. Konuşmak istemediğim gibi.

 

Her definden sonra yaşadığım haldeyim. Bir parçam kabre mevta ile birlikte girmiş. Kalanım ise tamamlamıyor eksikleri. Geçer elbette. Mevta kabre alışıyor biz eksikliğimize. Başka şeyler doldurmuyor artık. Yaşımız geçti. Yeni heveslerimiz yok. Yeni arkadaşta istemiyoruz. Yeni anıları paylaşmak için yeni yüzleri yeni karakterleri aramıyoruz. Anılarımız o kadar yoğun ki o anıları paylaşabilecek başka bir kahramana daha izin vermiyor yüreğim. 

 

Sessizlik. Derin bir karanlığın ortasında kalmışlık. Yalnızlık bu. Çevremiz insanlarla dolu. Nasıl olur bu yalnızlık. Nasıl hissederim bu yalnızlığı. Hislerim de aklım gibi karmakarışık. 

 

İlgilenecek bir şeyler arıyorum. Oyalanacak oyuncaklara ihtiyacım var. TV açıyorum bilgisayarımı kapatıyorum. Sıkılıyorum haberlerin sığlığından. Tekrar açıyorum bilgisayarımı Sosyal medyaya bakayım diyorum iki dakika. Bir tanıdığım var bir şeyler yazmış. Yazdıklarına cevap vereyim bir şeyler katayım diyorum. Sonra susuyorum. Biliyorum ki söylediklerim bilmişlik gibi geliyor insanlara. 

 

Aslında bilmişlik değil bu bilmek ama olsun o bilmişlik olarak algılıyor bunu. Verdiği cevaptan anlıyorum. Sussam başladığımı yarım bırakmış gibi hissediyorum. Susmasam boş yere zaman kaybediyorum. Anlamayacağını biliyorum. Anlatamayacağımı biliyorum. Lakin yine de zorluyorum kabını. O daracık valize hırkamı sıkıştırmak gibi. Dizimle itiyorum, ayağımla basıyorum, elimle yer arıyorum. Belki kazak dolu valize sığar da bu idrak küpüne bunu sığdırmak mümkün değil. 

 

Valiz doludur ya sığdıramazsın. Kapasitesi bellidir. Fazlasını yerleştiremezsin. Bu kap boş. İçinde bakıyorum ne var diye. O kadar çok abukluk var ki, toplasan bir kalem ucu kadar yer etmez bilgi deryasında. Fikir arenasında. Söylediğin her şey hasmane bir saldırı mahiyetinde. İdrak tamamen izole. O karmaşık abuk ve değersizlik öylesine hakim ki benliğine variyetinin sebebi olmuş, belki üç kelime, belki üç slogan. 
 


Bana güya sitem ediyor, sitayişte bulunuyor. Aklınca istihza ederek aşağılıyor. “Ne kadar çok biliyorsun be abi.” “sen zaten her şeyi bilirsin” yazdıklarıma pişman zoluyor susuyorum. İçimden her şeyi bilmem ama bildiklerimi biliyorum tabi itin oğlusu. Yaşadıklarım bir kenara, sen manitacılık yaparken ben kütüphane salonlarında geçirdim ömrümü . Sen para kazanıp daha çok para kazanmayı düşünürken, ev alıp yeni evi almanın hesabını yaparken, bindiğin arabanın yenisi ile takasını hayal ederken...;  Ben bütün paramı, belki de vermem gerekenden fazlasını verdim o bilgiyi satın almak için. Bilgiden başka bir şeyin sahibi olmadım ve başka bir şeyi aramadım. 


Sadece bilmekte değilmiş öğrendim. Bilginin değireni anlamakta varmış. Yazılanları okumak değilmiş bildim. O yazılanların anlattıklarını anlamakta varmış. Varmış ta o anlayışın sahibi olacak bir alt yapı gerekirmiş. Anlamaya idrak lazımmış. Ve dolu olanı zaten dolduramazmışsın. İman gerekirmiş “Hak geldi batıl zail oldu” demek için... Yoksa sana bakarak batılın şahsiyet bulduğu kimlikte, hak nasıl yer bulsun diyorum. Sonra estağfurullah diyorum. Anlıyorum ki hakkın gelmesi batılın zail olması için önce kişinin hakkı bulması gerekirmiş. O yüzdenmiş “akıl sahipleri anlasın diye” deyişi Mevlanın.

 

Çok sıkılıyorum işte. Hem dar idrakı olanların muhatabı olmaktan hem kendime yer bulamamaktan arzu alemde. Anlatamadıklarımı yazıyorum. Yazdıklarımı okudukça "yazıyorsun da bunları zaten biliyorsun kimsede okumayacak okuyan olsa da kaç kişi nasip alacak" diyorum. Yazmaktan vaz geçiyorum. Anlatmaktan içimden geçenleri kağıda dökmekten. Ancak sıkılıyorum. Bilinmek için yarattı Mevlam. Bilmeye geldik yeryüzüne bilinmek için. Ondan bir parçadır bilinmek. İşte ondandır bilmek. Çünkü bilinmek variyetin ispatıdır. Eğer variyetinizin tapusu yoksa size ait değildir. Bilmiyor ve bilinmiyorsanız variyetinizin hükmü yoktur. Yeri yok. Değeri yoktur.


Bilinmek için mi bilmeli, yoksa bilmek için mi bilinmeli bilmem. Ama idrakın küpü bir genişlerse bir daha eski haline dönmüyor. Bir daha küçülmüyor. bambaşka anlıyorsun bu sefer olanları. Bambaşka görüyorsun bu sefer dün gördüklerini... Bu sefer yeniden doldurmak için başlıyorsun bilmeye. Öğrendiklerin yanlışsa yada yetersiz ve eksikse hepsini boşaltıyorsun. Boşaltınca bilinmek için bilmek lazım yeniden başlıyorsun. İşte kübün genişlemesi ve içindeki gereksizliklerin atılması lazım öğrenmeye. Yıllarca bildiğini sandıklarının esrarını anlıyorsun. Anladığını zannettiğin her şeyi yeniden adlandırıyorsun. İdrakın genişlemesi bilginin bilgi olması demek. Ve sen bildiklerini yapmadıkça bilmediklerini öğretenin olmayacak demek.


Bildiklerini anlamadıkça idrakında genişleme olmayacak. Anladıklarını bilmedikçe idrakın genişlemeyecek. O her genişlediğinde yeniden bilecek yeniden anlayacak ve yeniden acıkacaksın bilgiye. Doymaz bir nefis gibi aralıksız dolduracaksın idrakını. Senelerdir bildiğini zannettiğin yeni öğrendiğin, manasını anladığın bildiklerini. Bir devrimdir, bir inkilaptır idrakın genişlemesi. Kulun  kulluk variyetidir, variyetinin tapusu. Lime lime sızlar bütün etlerin. Hücrelerinde hissedersin yangını, bütün sinirlerin sökülüyor gibidir. Acıdır çektiğin. Ve acı öğretmendir aklı olana.


Aklım karışık bir konum yok bu gün. Konudan konuya sıçrarım. Çözümsüzlükler içinde. Ruhum bunlu keyifsizim bu gün. Hiç dinleyecek halde değilim. Kimsesizim yazmak istemiyorum konuşmak istemediğim gibi. Yazdıklarım mı. İdrak küpümden sızanlar. Bal mı sirke mi bende bilmiyorum. Elimde değil küpümün genişlemesi lazım. Sızıyor. Tutamıyorum... 

  Bu yazı 2102 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI