Haber Ara

Milyonlarca haber arasında ara

Halil Mert Erdoğan’dan Dünya Arkeologlar Günü Yazısı: Arkeolojiyi Anlamak Üzerine

Dünya Arkeologlar Günü’nde Dr. Öğr. Üyesi Halil Mert Erdoğan, arkeolojinin insanlığın ortak hafızasını, kültürel bağlarını ve binlerce yıllık yolculuğunu anlamadaki önemine dikkat çekti.

Eğitim Güncelleme: İsmail Polat Okuma Süresi: 4 dk
Halil Mert Erdoğan’dan Dünya Arkeologlar Günü Yazısı: Arkeolojiyi Anlamak Üzerine
Paylaş:
N

Antalya Belek Üniversitesi Mimari Restorasyon Programı Başkanı ve Olympos Kazısı Başkan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Halil Mert Erdoğan, Dünya Arkeologlar Günü vesilesiyle arkeolojinin yalnızca geçmişten kalan maddi kültür ögelerini incelemekten ibaret olmadığını; insanlığın ortak hafızasını, kültürel bağlarını ve binlerce yıllık yolculuğunu anlamamıza imkân verdiğini anlatıyor.

Erdoğan, anneannesinden duyduğu bir sözden antikçağ mezar yazıtlarına, duvar ustalarının emeğinden kültürel mirasın korunmasına uzanan kişisel deneyimlerini “Arkeolojiyi Anlamak Üzerine” başlıklı yazısında paylaşıyor.

Arkeolojiyi Anlamak Üzerine
1999 Marmara depreminden sonra anneannem, “Boğanın kulağına sinek kaçmıştır,” demişti. Bu sözün ne anlama geldiğini seneler sonra, henüz toy bir arkeoloji öğrencisiyken, Prof. Dr. Fahri Işık hocamın gösterdiği dialar arasında yer alan, boğa boynuzları üzerinde gökkubbe tasviri bulunan güneş kursunu görünce anlamıştım…

O görüntü karşısında anneannemin sözünü yeniden duymuştum sanki.

Anneannem ilkokul mezunuydu. Saraybosna’dan göç ettirilmiş bir ailenin kızıydı… Binlerce yıl öncesine ait bu tasvirden haberi olabilir miydi? Ama o gün, insanların dünyayı anlamlandırmak için anlattıkları hikâyelerin ne kadar uzun bir yolculuğu olabileceğini düşünmüştüm. Kültür dediğimiz şey biraz da bu değil miydi? Nereden geldiğini bilmeden tekrarladığımız bir sözde, çocukken dinlediğimiz bir hikâyede geçmişin izleriyle karşılaşmak…

Arkeoloji, işte bu güçlü bağı görmemi sağlamıştı. O güne kadar yalnızca anneanneme ait sandığım bir söz, bir anda insanlığın dünyayı anlama çabasının parçası olmuştu.

Yirmi yıldır Anadolu arkeolojisine emek vermeye çalışan bir arkeolog olarak, arkeolojinin bana iyi hissettiren en önemli özelliği, insanın bazı yönlerinin ne kadar tanıdık kaldığını görmek oldu.

Belki insanlar biraz bilimkurgu sevdasıyla antikçağ insanını günümüz insanından daha uzun, uzaylılarla iletişime geçebilen, açıklanamaz yapılar inşa eden “garip” yaratıklar olarak görmek istiyorlar. Oysa geride bıraktıklarına yaklaştıkça çok tanıdık insanlarla karşılaşıyoruz. Onlar da sevdi, korktu, üzüldü ve sevindi… Konuştukları dil, giydikleri kıyafet, kullandıkları teknoloji farklıydı. Ama bir kaybın ardından duydukları acı, sevdiklerine bağlılıkları, unutulmama istekleri bize o kadar da uzak mıydı?

Olymposlu Kaptan Eudemos’un mezarındaki,

“Son limana girdi, demirledi gemi, çıkmamak üzere.

Çünkü ne rüzgârdan ne de gün ışığından medet var artık.”

dizelerinde karşılaştığımız ölüm gerçeğini kabulleniş, aradan kaç bin yıl geçerse geçsin, insanlığın ortak derdi değil mi ki?

İşte arkeoloji biraz da insanın bu yönünü ortaya koyuyor… İnsanın binlerce yıllık yolculuğunda ve bilinmezliğin içinde, yalnız olmadığını hissettiriyor.

Evet, arkeoloji binlerce yıl önce yaşamış insanların geride bıraktığı maddi kültür ögelerini inceler… Çizim yaparız, belgeleriz, envanter çıkarırız. Güncel belgeleme yöntemlerini kullanır, karşılaştırmalar yapar, tarihlendirmeye ve yorumlamaya çalışırız. Bir duvarın nasıl örüldüğünü, bir yapının ne zaman değiştirildiğini, bir nesnenin hangi amaçla kullanıldığını araştırırız.

Bütün bunlar sabır, dikkat ve yöntem gerektirir. Hissettiğimiz yakınlık, bilimsel kanıtın yerini tutamaz. Ama o titiz çalışmanın içinde, incelediğimiz her şeyin bir zamanlar bir insanın hayatına dokunduğunu da unutmamamız gerekir.

Bir kabı biri yapmış, biri kullanmıştır. Bir eşiğin üzerinden insanlar geçmiştir. Bugün ölçüsünü aldığımız bir taşı, bir usta eline almış ve yerine yerleştirmiştir…

Rahmetli hocam Prof. Dr. Burhan Varkıvanç, yüksek lisans ve doktora tezlerimin konusunu antikçağ duvar örgüleri üzerine kurgulamıştı. Bir gün bana, “Duvardaki bir blok üzerinde rayba çentiğinin hatasını göreceksin… İşte o hatada, çekici eline vuran ustanın acısını hissettiğinde arkeolog olacaksın,” demişti.

Yıllar geçtikçe hocamın bu sözünü daha çok düşünüyorum. Bir duvara bakarken taşların biçimini, boyutlarını, birbirleriyle ilişkisini inceliyoruz. Ama o duvarda bir insanın emeği de duruyor. Becerisi, alışkanlıkları, bazen yaptığı hata…

Belki de arkeolojiye ilişkin anlatmak istediğim şeylerin çoğu hocamın bu sözünde saklı.

Arkeolojiyi, makalelerimde değil belki ama derslerimde ve serbest yazılarımda anlatmaya çalışırken de bu duyguyu paylaşmak istiyorum. İnsanların bir buluntunun kaç yıllık olduğunu öğrenmeleri kadar, onun hakkında nasıl bilgi ürettiğimizi ve geçmişteki insanların hayatlarına hangi sorularla yaklaştığımızı da merak etmelerini istiyorum. Çünkü biliyorum ki insan değişmez. Ancak bu ilişki, bu bağ kurulursa kültürel mirasımız için yapıcı projeler geliştirebiliriz. O zaman bir anıt, “gavurun taşı” olmaktan çıkar.

Çünkü o merakın, yaşadığımız çevreyle kurduğumuz ilişkiyi değiştirebileceğini ve iyileştireceğini düşünüyorum.

Uluslararası Arkeoloji Günü vesilesiyle benim paylaşmak istediğim de bu. Arkeolojiyle uğraşmak, insanın uzun yolculuğuna yakından bakabilme imkânı veriyor. Ben bu yolculukta bazen anneannemin sesini duyuyorum, bazen Eudemos’un son limanını düşünüyorum, bazen de bir taş ustasının acısını hissetmeye çalışıyorum…

Dr. Öğr. Üyesi Halil Mert Erdoğan

Antalya Belek Üniversitesi Mimari Restorasyon Programı Başkanı
Olympos Kazısı Başkan Yardımcısı

Yorumlar
0 yorum
Yorumlarınız editör onayından sonra yayına alınır.
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
Peker Açıkalın’dan olay yaratan paylaşım! Para...
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Peker Açıkalın’dan olay yaratan paylaşım! Para...
Büyütülmüş görsel