Haber Ara

Milyonlarca haber arasında ara

29 Ekim 1923 Öncesi Cumhuriyet Müjdesi

Paylaş:
N

“Doğan çocuğun adıdır. Ama bu ad, bazılarına hoş gelmezmiş, varsın gelmesin.”

Abdurrahman Şeref Bey, 29 Ekim 1923, Halk Fırkası grubu görüşmeleri.

28 Ekim 1923 akşamı, Çankaya…

Biz bugün o akşama, ertesi günün kesinliğinden bakıyoruz. Cumhuriyetin ilan edileceğini biliyor; öncesindeki tereddütleri, anlaşmazlıkları ve siyasi hesapları, sonucu belli bir hikâyenin içinde okuyoruz. O günün insanları içinse yarın, henüz sorumluluğu üstlenilmesi gereken bir karardı.

Her şey hassas bir terazideydi.

Saltanat, 1 Kasım 1922’de kaldırılmıştı. Ankara’da millet adına karar veren bir Meclis vardı. 1921 Anayasası, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu çoktan hükme bağlamıştı. Dolayısıyla 28 Ekim, eski rejimin son günü olarak anlatılamazdı. Eski düzenin ardından kurulan devlet, kendi yönetim biçimini bütün açıklığıyla adlandırmanın eşiğindeydi.

Yine de bir ilkenin kanuna yazılmasıyla, onun bütün sonuçlarının kabul edilmesi arasında uzun bir mesafe vardır. Milletin egemenliğini tanımak, iktidarın kaynağına ilişkin asırlık kabulleri değiştirmek demekti. Devleti kimin yöneteceği kadar, yönetme hakkının nereden doğduğu da yeniden düşünülüyordu.

Cumhuriyetin ağırlığı buradaydı.

Mustafa Kemal’in önündeki güçlükleri anlamak için, yanında yürüyen insanları da hatırlamak gerekir. Onlar bir toplantıda tanışmış, bir programın etrafında geçici olarak buluşmuş kişiler değildi. Yenilgiyi, işgali, yokluğu ve ölüm ihtimalini birlikte yaşamışlardı. Birbirlerinin cesaretini biliyorlardı. Fakat bir insanın cesaretine güvenmekle, geleceğe ilişkin bütün düşüncelerini paylaşmak farklı şeylerdi.

Bir vatanı birlikte kurtarmış olmak, onun geleceğini aynı biçimde tasavvur etmeye yetmiyordu.

Mustafa Kemal, yıllar sonra Nutuk’ta, değişimi aşamalara ayırarak ilerleme yöntemini anlatırken yakın arkadaşlarıyla yaşadığı anlaşmazlıkları, kırgınlıkları ve ayrılıkları da bu sürecin içinde değerlendirecekti. Her yeni adım, birlikte yürüyenlerin geleceğe ilişkin beklentilerini biraz daha görünür hâle getiriyordu.

Savaşın ardından ne olacağı elbette konuşulmuştu. Cumhuriyet düşüncesi, 28 Ekim akşamında ansızın ortaya çıkmış değildi. Mustafa Kemal, Eylül 1923’te Neue Freie Presse muhabirine verdiği demeçte, mevcut anayasal düzenin anlamını Cumhuriyet kavramıyla açıklamış ve fiilen oluşan yapının yakında hukukta da açıkça tanımlanacağını söylemişti. Fikrin yönü belliydi. Tartışma, bu yönelişin ne zaman, hangi yöntemle ve kimlerin katılımıyla tamamlanacağı üzerinde yoğunlaşıyordu.

Kâzım Karabekir’in sonradan dile getireceği hayıflanmada da bu ayrımı görmek gerekir. Cumhuriyeti desteklediğini açıklayan Karabekir, böylesine büyük bir değişimin daha geniş biçimde görüşülmesini istiyordu. Onun kırgınlığında, karar sürecinin dışında kalmış olmanın payı vardı. Aynı mücadelede sorumluluk üstlenmiş insanlar, yeni düzenin kuruluşunda da sözlerinin aranmasını bekliyordu.

Bu beklentinin insani ağırlığını anlamak mümkündür. Devrimlerin tarihi, dostlukların taşıdığı yükü de içerir. Birlikte verilen mücadelenin hatırası, her yeni kararda yeniden masaya gelir. Geçmişin ortaklığı insanları birbirine bağlar, geleceğin soruları ise aralarındaki mesafeyi açığa çıkarabilir.

Mustafa Kemal, taşı taş üstüne koyarak ilerlemişti. Meclisin açılması, millî egemenliğin anayasal hükme dönüşmesi, saltanatın kaldırılması… Her adım, bir sonraki adımın zeminini hazırlıyordu. Fakat yükselen yapının son biçimi, onu kuran herkesin zihninde aynı değildi. Nutuk’ta anlattığı aşamalı ilerleyişin siyasi bedeli de burada beliriyordu.

Ekim ayının son haftasında bu farklılıklar, hükümetin nasıl kurulacağı sorusunda somutlaştı.

23 Ekim Salı günü, Ali Fuat Paşa’nın Meclis ikinci başkanlığından ayrılmak üzere kaleme aldığı dilekçe, ertesi gün Mecliste okundu. Fethi Bey de hükümet başkanlığını sürdürürken üstlendiği İçişleri Bakanlığından çekildi. Boşalan görevler etrafındaki tercihler, siyasi kadronun kendi içindeki ayrışmayı belirginleştirdi.

Yürürlükteki Meclis hükümeti sisteminde bakanlar ayrı ayrı seçiliyordu. Mecliste çoğunluğa sahip olmak, kendi içinde uyumlu bir hükümet kurmaya her zaman yetmiyordu. İsimler üzerinde yürütülen tartışma, yönetim usulünün sorunlarını da ortaya çıkarıyordu. Mustafa Kemal’in hükümet üyelerine istifa etmelerini önermesi ve yeniden seçilseler de görev kabul etmemelerini istemesi, bu düğümü görünür kılan siyasi bir müdahaleydi.

27 Ekim’de hükümetin istifası açıklandı. Ardından yapılan görüşmelerde, Meclisin desteğini kazanacak bir hükümet listesi üzerinde uzlaşılamadı. Cumhuriyet fikri, çözüm bekleyen somut bir yönetim meselesinin merkezine yerleşmişti.

Mustafa Kemal açısından bu tıkanma, uzun süredir hazırlanmakta olan değişimi hayata geçirecek siyasi imkânı yaratıyordu. Burada onun iradesini de görmek gerekir. Şartları okuyordu, zamanı değerlendiriyordu ve kararın sorumluluğunu üstlenmeye hazırlanıyordu.

28 Ekim akşamı Çankaya’da İsmet Paşa, Fethi Bey, Kâzım Özalp ve diğer konuklar bir araya geldi. Günlerdir hükümet listeleri etrafında dolaşan tartışma, o sofrada devletin yönetim biçimine ilişkin açık bir karara ulaştı.

O akşamın tarih içindeki yerini düşünürken, kararın kısa cümlesi kadar arkasındaki uzun yolu da görmek gerekir. Cephelerden Meclis kürsüsüne, bağımsızlık mücadelesinden egemenlik tartışmasına uzanan bir yoldu bu. Birlikte kazanılmış zaferler, ayrışan fikirler, ertelenen meseleler ve artık ertelenemeyecek bir tercih…

Cumhuriyet, bütün bu birikimin içinden adını alacaktı.

Mustafa Kemal, sofradaki arkadaşlarına kararını açıkladı:

“Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz.”

İşte böyle geçen bir 103 yılı devirdik…

Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bu büyük Cumhuriyetin kuruluşunda emeği geçen bütün kahramanlarımızı, onu nesilden nesile taşıyanları, yaşatmak ve yüceltmek için ömürlerini adayanları rahmetle, minnetle ve hürmetle anıyorum.

Vatan uğruna canını feda edenlerin, bağımsızlık için cephelerde omuz omuza mücadele edenlerin, Cumhuriyetimizin kuruluşuna aklıyla, vicdanıyla ve cesaretiyle emek verenlerin ruhları şad, mekânları cennet olsun.

Allah, bu toprakları bize vatan kılanlardan, bize hür bir millet olmanın onurunu miras bırakanlardan razı olsun.

Ruhları şad, hatıraları aziz, emanetleri ebedî olsun.

Ve bugün olduğu gibi yarın da Cumhuriyetin değerlerini yaşatmayı, bu vatanın bağımsızlığını, onurunu, geleceğini korumayı kendisine sorumluluk bilenlere ve aklını, vicdanını, emeğini ve cesaretini bu ülkenin yarınlarına adayanlara sonsuz minnetle…

Çünkü Cumhuriyet, her kuşağın kendisinden sonrakilere karşı taşıdığı tarihsel bir emanettir. Bu emanete sahip çıkan, onu bilgiyle, erdemle ve fedakârlıkla geleceğe taşıyan herkesin emeği, milletimizin ortak hafızasında daima saygıyla anılacaktır.

Cumhuriyeti bize emanet edenlere rahmet, bugün yaşatanlara minnet, yarınlara taşıyacak olanlara selam olsun.

28 Ekim 2026

Yorumlar
0 yorum
Yorumlarınız editör onayından sonra yayına alınır.
Bu makalaya henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
WhatsApp
İhbar Hattı