Yemek Masasında Telefon Değil, Aile Olsun..
Dünden bir haber..
İtalya’nın Sardinya Adası’nda 15 restoran, ailelerin yemek sırasında cep telefonlarını ve diğer elektronik cihazlarını bir kenara bırakmalarını teşvik eden bir aylık pilot uygulamaya katılıyor..
Umarım bu uygulama en kısa zamanda Türkiye’de de hayata geçirilir..
Hem Ekran Bağımlılığı kitabımda hem de seminerlerimde yıllardır anlatmaya çalıştığım konu tam da bu..
Bir gün bir arkadaşımla AVM’de yemek yemeye gitmiştik.. Yan masamızda dört kişilik bir aile oturuyordu..
Siparişlerini verdikten sonra anne ve baba ayrı ayrı telefonlarıyla ilgilenmeye başladı.. 6-8 yaşlarındaki iki çocukları ise tabletlerinden oyun oynuyordu..
Yani dört kişilik aile, aynı masada oturmasına rağmen adeta dört ayrı dünyada yaşıyordu..
Aile fertlerinin tamamı ekran bağımlısıydı..
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımız, 15 yaş altındaki çocuklara sosyal medya yasağı getirilmesi için bir yasa tasarısı hazırladı..
Peki, bu yeterli mi?
Elbette yetmez..
O telefonlar ellerden düşmedikçe bir adım bile ileri gidemeyiz.. Çocuklarımızın çocukluğunu, ailelerimizin birlikteliğini ve en önemlisi gerçek iletişimimizi kaybederiz..
Adı üzerinde, cep telefonu.. Bırakın cebinizde kalsın..
Hiç değilse yemek yerken..
Değil mi Fatih?..
Ne Oluyor Bu İnsanlara?..
Marmaray’ın Sirkeci durağında bir kişi intihar etti.. Son bir ay içerisinde Marmaray’da beş kişi intihar girişiminde bulundu..
İnsanlar gerçekten çok zor zamanlardan geçiyor.. Öyle ki bazıları hayatlarına son verecek noktaya kadar sürükleniyor..
Ekonomik sıkıntılar başta olmak üzere bir insanı hayattan kopma noktasına getirebilecek yüzlerce neden olabilir..
Bunların sosyolojik, psikolojik ve ekonomik boyutlarını elbette uzmanlar değerlendirecektir..
Ancak burada üzerinde durulması gereken başka bir konu daha var..
Madem bir ay içerisinde bu kadar çok üzücü olay yaşandı, o hâlde peronlardaki güvenlik önlemleri neden artırılmıyor?..
Elbette her yolcunun başına bir güvenlik görevlisi dikemeyiz.. Ancak en azından Üsküdar-Sultanbeyli metro hattında olduğu gibi peronlara güvenlik kapıları yerleştirilebilir..
Bunun bir maliyeti olabilir.. Elbette maliyet hesabı da yapılabilir..
Ancak unutmayalım ki hiçbir maliyet insan hayatından daha değerli değildir..
İnsan hayatından daha pahalı ne olabilir ki?..
Fenerbahçe'nin Yeni Teknik Direktörü Kim Olmalı?..
Sporla ilgili yazılarımı Yeni Birlik gazetesinde kaleme alıyorum.. Ancak bu kez bir istisna yapıyorum..
Çünkü günlerdir sosyal medyada adeta bir teknik direktör toto oynanıyor..
Hatırı sayılır bir taraftar grubu, mutlaka Aykut Kocaman’ın takımın başına geçmesini istiyor..
Bir başka grup yabancı teknik direktör tercih edilmesi gerektiğini savunuyor..
Volkan Demirel diyen var, Emre Belözoğlu diyen var..
Ersuncular ise son şampiyonluğu yaşatan teknik direktörlerini yeniden takımın başında görmek istiyor..
Bir Fenerbahçeli olarak şahsen yukarıda isimlerini saydığım teknik direktörlerin hiçbirini takımın başında görmek istemiyorum..
Peki, neden şu anda takımın başında bulunan Dirk Kuyt’a bir şans tanımıyoruz?..
Bence futbol aklı bakımından saydığımız isimlerin hiçbirinden eksiği yok, hatta fazlası var..
Kariyer mi istiyorsunuz?.. Kariyeri var..
Tecrübe mi arıyorsunuz?.. Tecrübesi de var..
Efendim, gençmiş, tecrübesizmiş!..
Yahu adam 46 yaşında.. Aykut Kocaman, Fenerbahçe’de ilk kez göreve geldiğinde kaç yaşındaydı?..
Tecrübeli dediğiniz Volkan Demirel, Kuyt’tan yalnızca bir yaş küçük.. Emre Belözoğlu da Kuyt ile aynı yaşta..
Üstelik bu sezon artık büyük ölçüde kaybedilmiş gibi görünüyor..
O hâlde bırakın Kuyt sezonu tamamlasın.. Ardından kendi takımını kursun ve yeni sezona kendi planlamasıyla hazırlansın..
Belki de bize yıllarca unutamayacağımız bir sezon yaşatır..
Bazen yeni bir başlangıç için yeni bir isme değil, elimizdeki isme güvenmek gerekir..